SAAT YİNE DÖRT


Saat tekrar dördü gösteriyor ve tekrar aklıma sen geliyorsun.Gerçi aklımdan hiç çıkmıyorsun ama, beni dörtte terk ettiğin den mi bilinmez saat dört olunca iyice bağlanıyorum sana...

Gözlerimden bir damla yas süzülüyor, ama ağlayamıyorum söyle hıçkırarak. Uzanıyorum derhal masanın üstünde duran tek dostum olan şişeye.Ve kadehimi sensizliğin şerefine kaldırıyorum. Senden bana kalan son hatıranı,fotoğrafını alıyorum elime ve seni okşar gibi okşuyorum resmini. İşte o anda bir şeyler kopuyor içimde , yürüyorum eski radyomun yanına. Seninle ilk dansımızı ettiğimiz müziği takıyorum taş plağa ve hayalinle dans etmeye başlıyorum. Ama sen olmuyorsun yanımda ve hayalinde senin kadar ısıtmıyor ellerimi. İşte o vakit hayatım terkedilmiş bir binaya dönüyor; Yüksek, güçlü gibi görünen;ama çürümeye terkedilmiş bir binaya...

Hala kendimi suçluyorum olanlardan biliyor musun? Çünkü bir tek seni sevdiğimi anlatamadım sana , bunu düşündükçe kızıyorum kendime ve yavaş yavaş eriyorum...

Hatırlar mısın bilmem ilk buluştuğumuz yeri, hâla gidiyorum oraya. Her vakit ki gibi iki çay söylüyorum ve her zamanki gibi seni beklemeye başlıyorum; ama sen gelmiyorsun. Çayın soğuduğu vakit kalkıyorum oradan; biliyorum ki soğuk çayı sevmezsin. Çıkıyorum ve seninle el ele dolaştığımız yerlerde gezmeye başlıyorum.Her yer aynı oluyor çoğu zaman. Bir tek sen olmuyorsun yanımda. İşte o vakit ayrılık acı geliyor insana. Susuyorum , bir sigara yakıyorum ve sensizliği içiyorum doyasıya...